Fani Dünya...

Geldik bu han kapısından bir nefeslik mola gibi, Göz açıp kapayana dek geçen bir rüya gibi. Sırtımızda ağır yükler, yürekte hep bir telaş, Oysa her şey burada kalır, akıp giden zaman taş. Fani dünya, fani dünya; ne saray kalır ne taht, Bir kefenle uğurlar seni en şanslı baht. Gözündeki yaşlar kurur, toprak sarar tenini, Söyle ey insanoğlu, unuttun mu kendini? Biriktirdiklerin nedir, avucunda ne kaldı? Ömür dediğin bir mumdu, rüzgar esti, tez söndü. Gölge peşinde koşarken asıl ışığı kaçırdın, Sonsuzluk limanından şu gemiyi tez uçurdun. Fani dünya, fani dünya; ne saray kalır ne taht, Bir kefenle uğurlar seni en şanslı baht. Gözündeki yaşlar kurur, toprak sarar tenini, Söyle ey insanoğlu, unuttun mu kendini? Güzelliğin solar bir gün, mevsim döner sonbaha, Bugün varsın, gururlusun, çıkamazsın sabaha. Kırılan kalpler mi miras, yoksa bir tatlı kelam? Giderken bu diyardan baki kalan bir selam. Mal da yalan, mülk de yalan, gel biraz da sen oyalan, Hakikat aynasında gerçektir baki kalan. Bırak dünya hırsını, kalbini temizle gel, Zaman denilen nehir, önüne çeker bir set. Yollar biter, sesler susar, perde kapanır elbet, Her nefis tadacaktır o sessiz yolculuğu net. Geriye sadece sevgi, bir de izlerin kalır, Bu hanın sahibi elbet emanetini geri alır. Yalan dünya... Sonsuz sanma, aldanma... Bir varmış, bir yokmuş misali... Gidiyoruz sessizce, Ardımıza bakmadan... Fani dünya...