anşa bacı bölüm 2

Anşa Bacı Bölüm 2 Osmanlı hükümeti Sünnî-Hanefî İslâm etrafında bir araya getirilerek sistemin, merkezin kontrol altına alınmasını amaçlamaktaydı. Bu nedenle gayri Sünnîlere yönelik girişilen bu siyasette en sık başvurulan yöntem de tahsîh-i akâid veya tashîh-i itikâd (inançların düzeltilmesi) pratikleri oldu. Bahse konu olan tashîh-i akâid pratikleri Anadolu’da önemli bir nüfus oranına sahip Kızılbaş/ Alevîleri de yöneldi. Eğitim, cami-mescid inşası, vaaz ve nasihatlerde bulunma ile birlikte önde gelen dedelerin uzaklaştırılması Kızılbaş/Alevîlere yönelik uygulamaya konulan uygulamaların belli başlılarıydı. Pratiklerin yanı sıra Alevîler ile ilişkili meydana gelen spontane durumlarda ve kriz anlarında ise şiddet ve sürgün politikasına başvuruldu. Bu açıdan dönem içerisinde doğrudan Kızılbaş/ Alevîlere yönelik sergilenen şiddetin en yalın örneğini de 1896 yılının başında Malatya/ Akçadağ’ın Dumuklu Köyü’nde meydana gelen hadisede sergilenen pratik oluşturmuştur. Burada asker ve yereldeki Sünnî halkın seferberliğiyle (nefir-i âmm) gerçekleşen müdahaleler sonucu, sayıları yüzleri aşan bir Kızılbaş/Alevî nüfus öldürülerek, malları da yağmalanmıştır. Bu nedenledir ki, söz konusu hadise neticesinde meydana gelen facianın boyutu Osmanlı bürokratlarının da dikkatinden kaçmayacak ve tarihinde ilk defa devlet, Kızılbaş / Alevîlere yönelik haksız bir katliamın sorumlusu olmaktan ötürü kendi yerel yöneticilerini suçlayacaktır.. Bu dönem, Kızılbaş/Alevîlere yönelik sergilenen siyasetin istisnai kriz örnekleri arasında yer alan Dumuklu ya da Alevî Hadisesi’nin yanı sıra, henüz bundan dokuz yıl önce (1887) gündem haline gelen Anşa Bacı, ailesi ve bağlıları üzerinden gerçekleştirilen tahkikat ve sonuçları için de benzer bir değerlendirmede bulunulabilir. Bu bağlamda, Kızılbaş/Alevîlerin gündeme geldiği en çarpıcı vakalar arasında, Tokat-Zile merkezli Ankara ve Sivas vilâyetlerinin birçok yerinde etkisi görülen Anşa Bacı önderliğindeki faaliyetler de gösterilebilir. devletin Anşa Bacı’nın faaliyetlerine yönelik dikkatini çeken isyan korkusu, aynı zamanda sergiledikleri iddia edilen Sünnî İslâm dışı tavır ve inançlarıyla da birlikte ele alınıp, birbirini besleyen unsurlar olarak değerlendirilmiştir. 23 Mayıs 1887 tarihinde Zileli Arif ve İbrahim Tevfik imzasıyla Tokat Mutasarrıflığına, Zile kazasındaki köylerin halkını kandırarak İslâm’dan uzaklaştıran Anşa Bacı ve oğlu Hasan hakkında bir şikâyette bulunuldu. Şikâyette, söz konusu kişilerin, sergiledikleri “fesatlıklarına” rağmen devlet tarafından herhangi bir önlem alınmadığından ötürü şeriat ve İslâmiyet’e aykırı davranışlarını attırdıkları ve mehdîlik iddiasında bulunduklarından söz edilmekteydi. Buna rağmen Anşa Bacı’nın henüz söz konusu bu ihbardan önce de başka bir şikâyete konu olduğu ve bunun başında da bizzat bir Kızılbaş/Alevî ocağı olan Hubyar’a bağlı dedelerin geldiği görülecektir. Kuvvetle muhtemel ikinci şikâyeti de bu ilk şikâyet tetiklemişti. Buna göre, aralarında Hubyar Tekyenişini Ali Efendi’nin de bulunduğu bir grup tarafından doğrudan padişaha gerçekleştirilen şikâyette, Anşa Bacı ve ailesi, Hubyar Tekkesine bağlı oldukları halde Tekke’ye bağışlarını kesmek ve bununla da yetinmeyip halkın da bağışlarını göndermelerini engellemek ile suçlanmaktaydı. Aynı şekilde Hubyar’a olan bağlılıklarını da bir kenara bırakıp, kendi kontrollerinde yeni bir tekke kurduklarına yer verilmekteydi. Akabinde İse “Sıraç” adı verilen Kızılbaş topluluğunun, kendilerini burada ziyaret etmelerini sağlayıp civardan nezir ve adak adı altında birçok hayvan topladıkları ifade edilmiştir