Mehmet Akif Ersoy "Gölgeler" Kitabı İncelemesi

Mehmet Akif Ersoy "Gölgeler" Kitabı İncelemesi Mehmet Âkif Ersoy’un *Safahat* külliyatının yedinci ve son kitabı olan *Gölgeler**, şairin hem toplumsal bir mübelliğ hem de derin bir mistik olarak ulaştığı son merhaleyi temsil eder. 1933 yılında Mısır’da yayımlanan bu eser, Âkif’in vatanından uzakta geçirdiği **sürgün yıllarının, yalnızlığın, hastalığın ve yaşlılığın* izlerini taşır. Kitap, şairin önceki eserlerindeki "cemiyet şairi" kimliğinden sıyrılarak daha çok kendi iç dünyasına, yani bir *"ben" şairine* dönüştüğü, sanatının zirve noktası olarak kabul edilir. *Doğu-Batı Eleştirisi ve Toplumsal Çöküş* Âkif, kitaptaki pek çok şiirinde İslam dünyasının içinde bulunduğu durağanlığı ve perişanlığı sert bir dille eleştirir. Özellikle *"Şark"* şiirinde, Doğu coğrafyasını "harap iller, serilmiş hanümanlar, başsız ümmetler" olarak resmeder. Şaire göre Doğu’nun geri kalmışlığının temel sebebi, insanların *tembelliği, cehaleti ve tefrikaya (bölünmüşlüğe)* düşmesidir. Batı dünyası fen ve teknikte dev adımlarla ilerlerken, Müslümanların maziye saplanıp kalması ve "uyuşukluk" içinde olması Âkif’in en büyük hüsran kaynağıdır. *Azim, Çalışma (Sa’y) ve Doğru Tevekkül* Âkif, toplumsal kurtuluşun reçetesini *yeis (ümitsizlik)* illetinden kurtulmakta ve *azimle çalışmakta* görür. "Yeis Yok!" şiirinde ümitsizliği "melun bir aşı" olarak niteler ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmenin inançsızlıkla eşdeğer olduğunu savunur. Ayrıca, hiçbir çaba göstermeden sadece dua ederek netice bekleyen *"yanlış tevekkül"* anlayışına şiddetle karşı çıkar. Ona göre hakiki tevekkül, önce azmedip elden gelen tüm gayreti (sa'y) gösterdikten sonra Allah'a dayanmaktır. *Mistik Yönelim ve İçsel Yalnızlık* Mısır yıllarında şair, dış dünyadaki yıkımlardan kendi "mağarasına" çekilerek mistik ve tasavvufi bir derinliğe ulaşmıştır. *"Gece", "Hicran" ve "Secde"* şiirleri, Âkif’in Allah’la baş başa kaldığı, O’na sığındığı ve "vahdet" neşvesini aradığı en lirik eserleridir. Bu şiirlerde şair, kendisini toprakta gezen geçici bir *"gölge"* veya *"heyûlâ"* olarak görür; maddi varlığının geçiciliğini ve mutlak hakikate olan özlemini dile getirir. *Milli Mücadele ve Vatan Hasreti* Kitapta yer alan *"Bülbül"* ve *"Leylâ"* gibi şiirler, vatanın işgali karşısında duyulan derin acının sembolik ifadeleridir. Bursa’nın işgali üzerine yazılan "Bülbül", şairin "öz yurdunda hânümansız bir serseri" gibi hissetmesinin ve milli onurun zedelenmesinin bir feryadıdır. Şair, ömrünün son demlerinde gurbet acısıyla kavrulurken bile, gelecek nesillere (Asım’ın Nesli) ümit aşılamaktan ve ahlaki değerlerin önemini vurgulamaktan vazgeçmemiştir. Özetle Gölgeler*, Mehmet Âkif’in **sessizce yaşayıp* acılarını şiirine gömdüğü, toplumsal bir davadan ferdi bir münacata evrilen, ancak her koşulda *"istiklal, iman ve ahlak"* ekseninden ayrılmayan hüzünlü bir veda abidesidir. *** *Analoji:* Mehmet Âkif’in *Gölgeler*’deki ruh hali, fırtınalı bir denizde tüm gücüyle kürek çektikten sonra, yorgun düşüp teknesiyle sakin ama sisli bir limana sığınan bir kaptana benzer; kaptan artık dışarıdaki dalgalarla değil, limanın derinliği ve gökyüzündeki yıldızların (İlahi olanın) sessizliğiyle meşguldür.