NEYZEN TEVFİK ( İstanbul Evliyaları - Allah Dostları )

#türbedelisi #türbe #neyzentevfik Neyzen Tevfik 24 Mart 1879’da Bodrum’da doğdu. Asıl adı Mehmed Tevfik olup soyadı kanunundan sonra Kolaylı soyadını almıştır. Hayatının belli bir dönemi hakkında en doğru bilgiler 1917’de yazdığı “Tercüme-i Halim” adlı şiirinden öğrenilmektedir. Dedesi Samsun Bafra’da Cami-i Kebir imamı Kolaylıoğulları’ndan Mustafa Efendi, babası İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’nin ilk mezunlarından Bodrum Rüşdiye Mektebi kurucu öğretmeni Hafız Hasan Fehmi Efendi, annesi Bolu’nun Müstahkimler nahiyesinde Hatipoğulları ailesinden Emine Hanım’dır. Babasının tayini üzerine Urla’ya göç ettiler. Ömür boyu kurtulamayacağı sara nöbetleri şeklinde gelen bir hastalığa burada yakalandı. Berber Kazım Efendi’den ilk ney derslerini Urla’da aldı. Sağlığına zarar vereceği endişesiyle ailesi ona neyi yasaklamışsa da daha sonra doktorunun tavsiyesiyle tekrar üflemeye başladı. Kazım Efendi’nin tavsiyesi üzerine İzmir Mevlevihanesi’ne devam ederken Şeyh Nureddin Dede’nin kardeşi Cemal Bey’den ney öğrenmeye başladı 1894. Mevlevihane müdavimleri arasında Şair Eşref, Tokadizade Şekib Bey, Tevfik Nevzad, Abdülhalim Memduh, Bıçakçızade Hakkı gibi çoğu sürgün dolayısıyla İzmir’de bulunan edebiyat ve musiki dünyasının sanaatkarlarıyla tanıştı. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri aldı. Ney üflemedeki şöhreti yayıldıkça gidilen yemekli toplantılarda içkiye de başladı. Muktebes dergisinin 12 Mayıs 1898 tarihli sayısında ilk şiiri yayımlandı. 1898’de İstanbul’a gitti ve babasının arkadaşı Musa Kazım Efendi’nin o sıralarda müderris bulunduğu Fethiye Medresesi’ne girdi. Tanıştığı Mehmed Akif Ersoy’dan Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı, o da Akif’e ney dersleri verdi. Kendi ifadesine göre her bakımdan hocası ve mürşidi olan Mehmed Akif aracılığıyla Hersekli Arif Hikmet, şair Halil Edib gibi şahısların sohbetlerine katıldı. Zamanının musiki üstatlarından Kanuni Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil, Kemençeci Vasil ve Udi Nevres’le tanışma fırsatı buldu. Bu arada Yenikapı ve Galata mevlevihanelerine gidip medresenin katı atmosferinden kurtulmaya çalıştı. Medrese kıyafetini giymemesi gibi sebeplerden dolayı medreseden ayrılıp Fatih’te Şekerci Hanı’nda tuttuğu bir odada ikamet etmek zorunda kaldı. Bu şekilde bir hayat tarzı onun içkiye olan iptilasını arttırdı. Bu arada bazı kaynaklarda belirtildiğine göre namaz kılmadığı gerekçesiyle Yenikapı Mevlevihanesi’nden de uzaklaştırıldı. İzbe meyhanelere dadanarak sefil bir hayat yaşamaya başladı. Mehmed Akif’in ısrarlarına rağmen içkiyi bırakamadı. Bu arada Bektaşi muhitlerinde bulundu. 1903 yılında Mısır’a giderek İskenderiye ve Kahire’de yaşadı. Kaygusuz Sultan Bektaşi Tekkesi’ne sığındı. II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine 1908 İstanbul’a dönüşünde tekrar Akif’in yanına geldi. 1910’da Cemile Hanım’la evlendi, ancak kızı Leman üç aylıkken ondan ayrıldı. Herhangi bir işte çalışmadı. Akif’i görmek için ikinci defa Mısır’a gitti 1929. Dönüşünde İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda görevlendirildi 1930. Bu arada hastalığı ve içkiye olan düşkünlüğü sebebiyle birkaç defa akıl hastahanesinde tedavi gördü. 1951’de çevrilen bir filmde oynadığı önemli rolüyle epeyce başarılı bulundu. Yakalandığı bronşitten kurtulamayarak 29 Ocak 1953’te vefat etti. Hem Mevlevi hem Bektaşi merasimi yapılarak Kartal Mezarlığı’na defnedildi. Remzi Dede, “Remzi tarihin yazarken çekti bir ah-ı hazin / Gitti Neyzen elde ney kevser şarabı içmeye” mısralarıyla vefatına tarih düşürmüştür. Mala mülke değer vermeyen, etrafındaki haksızlıkları alaya alan derviş meşrep bir kişiliğe sahip olan Neyzen Tevfik neyini yalnızca kendi zevki için üflemiş, onu maddi kazanca alet etmemiş, sadece gönül adamı kişiliğiyle öne çıkmıştır. “Aksedince gönlüme şems-i hakikat pertevi / Meyde Bektaşi göründüm neyde oldum Mevlevi” mısraları onun yaşayış tarzı ve düşünceleri hakkında fikir vermektedir. Hayatında kendisine maddi imkanlar sağlayacak kişilere iltifat etmemiş, bildiği ve inandığı gibi yaşamıştır. “Felsefemde yok ötem, ben çünki sırr-ı vahidim / Cem‘-i kesrette yekunen sıfr-ı mutlak olmuşum / Yokluğumla aşikarım, Ehl-i beyt’e aidim / Secdemin şeklindeki ism-i Muhammed şahidim” mısraları ve ölümüne çok yakın bir zamanda kendisini ziyarete gelen Cemalettin Server’e söylediği, “Şahit ol Server, ben şuurlu bir müminim” sözü onun dini inancı hakkında bir kanaat verir.