İngiliz Hoca Türkçe Konuşmaya Başladı

İngilizce öğrenirken insanların en büyük sorunlarından biri aslında bilgi eksikliği değil, konuşma cesareti eksikliğidir. Özellikle başlangıç seviyesinde olan birçok kişi “Henüz yeterince iyi değilim”, “Hata yaparım”, “Beni anlamazlar” ya da “Komik duruma düşerim” gibi düşünceler yüzünden konuşmaktan kaçınır. Oysa gerçek şu ki; biraz bile İngilizce sohbet edebiliyorsak, mutlaka konuşma cesaretini göstermeliyiz. Çünkü bir dili geliştirmenin en etkili yolu, onu kullanmaktır. Başlangıç seviyesinde olmak konuşamayacağımız anlamına gelmez. Tam tersine, en basit cümlelerle bile iletişim kurulabilir. “How are you?”, “What do you do?”, “I like music”, “I am learning English” gibi kısa ve basit cümleler bile bir sohbetin başlangıcı olabilir. İnsanlar çoğu zaman İngilizce konuşmayı gözlerinde büyütürler. Sanki konuşabilmek için çok ileri seviyede olmak gerekiyormuş gibi düşünürler. Halbuki çocuklar bile kendi ana dillerini önce basit cümlelerle öğrenir. Kimse doğrudan mükemmel konuşmaya başlamaz. İngilizce konuşurken hata yapmak da son derece normaldir. Hatta hata yapmak öğrenmenin en önemli parçalarından biridir. Birçok kişi önce her şeyi kusursuz öğrenip sonra konuşmak ister. Ancak bu yaklaşım gelişimi yavaşlatır. Çünkü dil, sadece okuyarak ya da gramer çalışarak gelişmez. Konuşma pratiği yapılmadığında bilgiler aktif hale gelemez. Yani aslında konuşa konuşa öğreniriz. Ayrıca unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Karşımızdaki insanlar genellikle bizim hatalarımıza düşündüğümüz kadar dikkat etmez. Çoğu insan bizim ne kadar mükemmel konuştuğumuzla değil, ne anlatmaya çalıştığımızla ilgilenir. Özellikle uluslararası ortamlarda herkesin aksanı, seviyesi ve konuşma tarzı farklıdır. Kimse sürekli gramer kontrolü yapmaz. İnsanlar iletişim kurmaya çalışır. Başlangıç seviyesindeki bir kişinin konuşma cesareti göstermesi aynı zamanda özgüven gelişimi açısından da çok önemlidir. İlk başlarda zorlanmak, heyecanlanmak ya da cümle kurarken düşünmek çok doğaldır. Ancak her konuşma pratiği kişiyi biraz daha rahatlatır. Bir süre sonra kişi fark eder ki aslında düşündüğü kadar kötü konuşmuyor. İşte bu farkındalık motivasyonu artırır. Konuşmaktan kaçınan kişiler ise genellikle aynı yerde kalır. Çünkü sadece dinleyerek veya yazarak konuşma becerisi tam anlamıyla gelişmez. Dil öğrenmek biraz yüzme öğrenmeye benzer. Ne kadar teori bilirseniz bilin, suya girmeden gerçekten yüzmeyi öğrenemezsiniz. İngilizce de aynıdır; konuşmadan gelişmez. Üstelik başlangıç seviyesinde yapılan konuşmaların ayrı bir avantajı vardır: Basit düşünmeyi öğretir. İnsan karmaşık cümlelere odaklanmak yerine temel iletişime odaklanır. Bu da dili daha doğal öğrenmeye yardımcı olur. Zamanla kelime sayısı artar, cümleler uzar ve kişi fark etmeden gelişir. İngilizce öğrenirken özgüvenli olmak, mükemmel olmaktan daha değerlidir. Çünkü cesaret, pratiği getirir; pratik ise gelişimi sağlar. Birçok insan yıllarca gramer çalışmasına rağmen konuşamazken, bazı insanlar daha düşük seviyede olmasına rağmen rahatça iletişim kurabilir. Bunun temel nedeni cesarettir. Ayrıca şunu da kabul etmek gerekir: İnsanlar cesur olan kişileri genellikle takdir eder. Bir dili öğrenmeye çalışmak zaten başlı başına değerli bir çabadır. Ana dili İngilizce olan biriyle konuşurken yanlış yapmak utanılacak bir durum değildir. Tam tersine, yeni bir dili kullanmaya çalışmak büyük bir emek ve gelişim göstergesidir. Sonuç olarak, başlangıç seviyesinde olsak bile biraz İngilizce konuşabiliyorsak mutlaka konuşma cesaretini göstermeliyiz. Çünkü gelişimin kapısını açan şey mükemmellik değil, denemektir. Basit konuşmak, hata yapmak, duraksamak ya da kelime aramak bu sürecin doğal parçalarıdır. Önemli olan susmak değil, iletişim kurmaya çalışmaktır. Her küçük konuşma pratiği bizi hedefimize biraz daha yaklaştırır ve zamanla İngilizce bizim için korkulan bir ders değil, doğal bir iletişim aracı haline gelir.