Uğultulu Tepeler uyarlaması Wuthering Heights nasıl bir film?

Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin başrollerini paylaştığı, yönetmen koltuğunda Emerald Fennell’ın oturduğu Uğultulu Tepeler uyarlamasını izledim. Emily Brontë’nin 1800’lerin ortasında yazdığı ve sinemaya daha önce defalarca uyarlanan bu hikâye, kimsesiz bir çocuğun zengin bir aile tarafından evlat edinilmesiyle başlıyor. Evin kızıyla birlikte büyüyen bu çocuk, hor görülmesine ve aşağılanmasına rağmen onunla saplantılı bir bağ kuruyor. Yıllar sonra yolları yeniden kesiştiğinde ise o çekim, yerini daha karanlık bir hesaplaşmaya bırakıyor. Film, görsel olarak gerçekten çok etkileyici görünüyor. Işığı, kostümü, dekoru ve müziğiyle teknik anlamda güçlü bir zemine sahip. Ancak hem romanın sunduğu katmanları hem de elindeki bu malzemeyi kullanma konusunda film ciddi anlamda tökezliyor. Sakin olması gereken yerde acele eden, yoğun olması gereken yerde yapaylaşan bir anlatı var. Bazı sahnelerde dramatik olması beklenen anlar neredeyse karikatürize bir tona kayıyor. Yönetmenin bir önceki filmi Saltburn’ü düşününce, birçok kişi bu uyarlamanın da provokatif yönüyle öne çıkacağını varsaymıştı. Basın turundaki iddialı açıklamalar ve ilk posterin film ismini tırnak içinde vermesi de bu beklentiyi besledi. Yani “sadık bir uyarlama”dan ziyade özgür bir esinlenme izleyeceğimiz mesajı açıkça verilmişti. Açıkçası ben buna baştan önyargılı değildim; romanın ruhundan uzak ama güçlü bir modern yorum da gayet iyi bir film olabilirdi. Ama sorun sadakat meselesinden çok başka bir yerde. Film, kendine hayran olan ama izleyiciyi o duygunun içine dahil edemeyen bir iş gibi duruyor. Ana karakterlerin kavuşamama hali, saplantının ağırlığı, yan karakterlerin derinliği… Hepsi var ama bir türlü tam geçmiyor. Bir noktadan sonra güçlü bir dönem dramasından çok, estetiği öne çıkarılmış bir reklam filmi izliyormuş hissi ağır basabiliyor. Öte yandan, film çıkmadan yapılan enteresan açıklamalar ve agresif pazarlama süreci de izleme deneyimini ister istemez etkiliyor. Artık sanki bir film gündem yaratmazsa, hakkında uçuk söylemler olmazsa kimse salonlara gitmeyecekmiş gibi bir atmosfer var. Bu da bazen filmi bekleyen kitleden bağımsız bir beklenti balonu oluşturuyor. Sonuçta ya aşırı beklentiyle gidip hayal kırıklığı yaşayanlar oluyor ya da sırf bu gürültüden dolayı filme mesafe koyanlar. Bizim izlediğimiz salonda ağlayanlar da vardı, çıktığında sevenler de. O yüzden tamamen kapıyı kapatmak da doğru değil. Özellikle sinemanın teknik boyutuna, görselliğine, dönemin atmosferine ilgi duyan biriyseniz filmden alacağınız şeyler mutlaka olacaktır. Ama ikna olmazsanız, o iki saat biraz uzun gelebilir. Sinemori ekibinden Arda, Wuthering Heights hakkında düşüncelerini paylaştı. Film 13 Şubat’ta vizyona giriyor. İzleyenlerin yorumlarını bekliyoruz. Daha fazla sinema içeriği ve film incelemesi için videoyu beğenmeyi ve Sinemori’ye abone olmayı unutmayın. #WutheringHeights #Sinema #FilmÖnerileri