Cenap Şahabettin I Elhân-ı Şita

Cenap Şahabettin Elhân-ı Şita (Kış Nağmeleri) Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, Eşini gâib eyleyen bir kuş gibi kar Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar... Ey kulûbun sürûd-i şeydâsı, Ey kebûterlerin neşîdeleri, O bahârın bu işte ferdâsı: Kapladı bir derin sükûta yeri Karlar Ki hamûşane dem-be-dem ağlar. Ey uçarken düşüp ölen kelebek, Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek Gibi kar Seni solgun hadîkalarda arar. Sen açarken çiçekler üstünde Ufacık bir çiçekli yelpâze, Nâ’şın üstünde şimdi, ey mürde, Başladı parça parça pervâza Karlar Ki semâdan düşer düşer ağlar. Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar; Küçücük,ser-sefîd baykuşlar Gibi kar Sizi dallarda, lânelerde arar. Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar; Yuvalarda – yetîm-i bî-efgân! Son kalan mâi tüyleri kovalar Karlar Ki havâda uçar uçar ağlar. Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter… Dök ey semâ, -revân-ı tabîat gunûdedir. Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler! Her şâh-sâr şimdi – ne yaprak, ne bir çiçek – Bir tûde-yi zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümîd… Ey dest-i âsumân-ı şitâ, durma, durma, çek Her şâh-sârın üstüne bir sütre-yi sefîd. Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar, Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar, Bir bâd-ı hamûşun per-i sâfında uyuklar Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar. Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun, Karlar, bütün ezhârı riyâz-i melekûtun. Dök hâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ, dök; Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök; Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi, Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi...