Sürüne Sürüne - Loudingirra (New Orleans, USA)
”Bu saatte nereden geliyorsun?” ”Yürüyorum.” dedim, birdenbire karşıma çıkan iki adamın beklemediğim sorusu karşısında şaşırarak. ”Bu arada ben Eric.” diye elini uzattı. Ardından arkadaşı: ”Ben de Fernando.” diye kendini tanıttı. Her ikisi de koltuklarının altında birer İncil taşıyorlardı. ”Yürümek için biraz geç değil mi?” diye sordu Eric. Orta boylu, geniş omuzlu ve sarışın olan bu adamın tavrında muhatabını önemseyen bir ciddiyet seziliyordu. ”Gezginim. Şehri bir de gece gözüyle görmek istemiştim.” ”Öyle mi?” dedi, yüzüne nazik bir şaşkınlık ifadesi takınarak. ”Evet, öyle…” demekle yetindim sadece. Kısa bir sessizlik oldu. Ama adam, belli ki asıl konuya damdan düşercesine girmemek için, tanışma faslını biraz daha uzun tutmak istiyordu. Muhatabı rahatsız etmeyen ucu açık sorular sormaya devam etti. Ustaca bir ilgiyle beni dinliyor, sanki benden önce sokakta ayaküstü onlarca kişiyle konuşmamış gibi, sorularına verdiğim yanıtları sabırla detaylandırıyor ve bilgece bir anlayışla yorumlar yapıyordu. Birden ona karşı içimde büyük bir saygı uyandı. Misyonerlerin benimle konuşmalarındaki asıl niyetlerini bir an unutup doğup büyüdüğüm çevreyi, imamlık ve din kültürü öğretmenlik yıllarımı, Arap ülkelerinde İslam’ın kaynağı üzerine araştırma yaptıktan sonra mevcut dinlere karşı değişen tutumumu ve neden yolculuk yaptığımı anlatırken; bir yandan da sık sık, ”Niye ben bütün bunları burada ayaküstü anlatıyorum ki?” diye kendime kızıyordum. Fakat o anki gevezeliğim; dünyanın çeşitli yerlerinde misyonerlerle yaşadığım tecrübelerden hareketle, karşımda şimdi son derece anlayışlı ve hoşgörülü görünen bu iki adamın, birazdan karşı atağa geçeceklerini ve beni uzun bir propaganda bombardımanına tutacaklarını çok iyi bimemden kaynaklanıyordu. Bu yüzden de anlattıklarımla bunun önüne geçmek istiyordum. Aklımca şu mesajı onlara vermeye çalışıyordum: Asıl konuya gelmek ve bir an önce vaaz vermek için sabırsızlandığınızı görür gibiyim, ne olur zamanınızı boşuna harcamayın, gördüğünüz gibi anlatacaklarınız üzerine eğitim almış adamım. Anlatacaklarım bitmiş, adamakıllı vedalaşıp yoluma devam etmeyi kafamda planlarken, Eric’ten beklediğim karşı atak geldi. ”Biz seni o kadar dinledik, bizim sözümüzü işitmeden nereye öyle?” dercesine İsa Mesih’in ”evrensel mesajı” ve ”mutlak hakikat” üzerine sert ve keskin cümlelerle vaazına giriş yaptı. Dinlemekten başka çarem yoktu. Uzun bir süre Eric’i ilgiyle dinledim. Eric, muhatabının seviyesinden bihaber gibi, sanki deminden beri anlattıklarımı hiç dinlememiş gibi, balta girmeyen ormanlarda, dış dünyayla ilk defa temas eden ilkel bir kabile üyesine anlatır gibi, ezbere bildiğim dogmaları evirip çevirip anlatıyordu. Sıkılmıştım. Anlattıkları karşısında, pasif bir dinleyici tavrı takınabilir, en sonunda da onu onaylayıp yoluma devam edebilirdim; fakat bu mesleği yıllardan beri profesyonelce yaptığını söyleyen birisinin, muhatabının seviyesini dikkate almayı hala öğrenememiş olması canımı sıkmıştı. Birkaç defa araya girip konuyu entelektüel bir zemine taşıma çabalarım da sonuç vermeyince iyice öfkelenmiştim. ”Zamanınızı bu konularda yol almamış kişilere saklamalısınız.” diye sözünü kestim. ”Mesih’in mesajına herkesin ihtiyacı var.” dedi üstten alarak. ”Benim yok.” dedim. Hoşgörü, empati ve saygı kavramlarının benim için artık önemini birdenbire yitirdiği bir anda ağzımdan çıkmıştı bu sözler. Eric, körü körüne inanmış kişilerin, kafalarında inançsız diye kodladıkları kişilere bakarken yüzlerinde taşıdıkları o acıma ifadesini saklamaya ihtiyaç duymadan: ”Seni özel kılan şey ne?” dedi. ”Mitolojik hikayelerinizi dinlemekten muaf olmak için bir şeylerin beni özel kılması gerekir mi bilmiyorum, ama başta kendimden bahsederken verdiğim bilgiler doğrultusunda muamele görmeyi hakkedecek kadar özel olduğumu düşünüyorum.” dedim. Sözlerim, Eric’in içinde kırılgan bir şeye değmiş gibiydi. Birden benzi attı: ”Farkındaysan sürekli kendini öne çıkarıyorsun. Yalnızca senin deneyimlerin ve araştırmaların mı değerli zannediyorsun? Kendini dünyanın merkezine koyuyor gibisin. En az senin kadar ben de araştırdım, okudum ve bedel ödedim…” YAZININ DEVAMI YORUMDA.

Ayrılık Hasreti - Loudingirra Özdemir (Georgetown, MALEZYA)

Şahin Kendirici ve Aleyna Tilki Karşı Karşıya! | Yetenek Sizsiniz Türkiye

Persian Jazz // Microtonal Grooves | 1 Hour Psychedelic JAZZ - Vol. 1

Everyone Ignored Him… Until He Played | GUITAR PRO pretended TO BE HOMELESS

Bafrah Rumlar - Έλληνες της Μπάφρας

JANITOR vs THE BIGGEST GUYS IN THE GYM. They Didn’t Expect THAT

Dolap - Loudingirra Özdemir & Sosoth Sovankong (Phnom Penh, Kamboçya)

"Özün Eğri İse Yola Zararsın" / Şah Hatayî Dinletisi (26 Mart 2025) - TRT MÜZİK

Rəhman Məmmədli - Full Performance (Live on KEXP)

Mustafa EKE ''Sürüne Sürüne''

DÜNYAYA DAMGA VURAN 3 Türkçe Performans! | Yetenek Avcısı

Yılmaz Erdoğan - Aşkın ve Kırgınlığın Her Pazartesi

Gine Vedalaştı - Loudingirra Özdemir (Chicago, ABD)

Singing for Animals compilation 🥹❤️🩹

Gafil Gezme Şaşkın - Loudingirra Özdemir (Bukittinggi, Endonezya

Kırmızı Gül Olsan - Loudingirra (Mexico City, MEKSİKA)

Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden - Loudingirra & Jazziri (Xalapa, MEKSİKA)

