Hasret Bu Gönül...

Cehalet ile düştüğüm kuyudan kurtarılan Yusuf muyum... Gönlümde yaktığın har"dan Ateşe düşmüş İbrahim miyim Nefsine yenilen Havva mı? Havvasını kaybeden Adem miyim.. İbrahim gibi ararken Hakkı, hakikati Elimden tutanım.. Dert ortagım, gönül yaram, yitik hazinem, kurban olduğum... Söylesene KARA gözlü ŞAHIM Bir karanlık gece idiyse sensizlik.. Balığın karnına düşmüş Yunus muyum ... Deli Tay gibi hoyratça koşup, Yolunu şaşırmış aranırken. Sağa sola bakınırken.. Seni karşıma çıkırdı Rabbimmm Aydınlattın yolumu günümü, gundüzümü Gecemi... Bilirim Şeyhim.. Süleyman değilim, dil bilmem lisan bilmem.. Ama ben seni anladım Bitmeyen sevgini, Engin merhametini, sonsuz şefkatini, Dervişini... Sevmeni, affetmeni.. Yaraları Eyyüb misali sarışını, Baba gibi sarıp sarmalayışını.. Anladım sendeki enginliği... dinginliği, sükutu, serveti, muhabbeti... Dervişin olmak.... Mısır’a sultanlık, İbrahim’e ateşte su, Yunus’a nefes olan balık, Süleyman’a her dilden lisan, Eyüp’e ömürlük sabır, İdris’e gönül terziliği Dervişin olmak anlatılmaz ayrıcalık...