Ayaz Koral - İstanbul Geceleri #yenidoğanmüzik

Her şeyin sustuğu, şehrin o gürültülü kalabalığının yerini ağır bir sessizliğe bıraktığı saatlerde başlar benim en büyük hesaplaşmalarım. Saat tam gece 3... Önümde duran o eski masada, odadaki tek ışık kaynağı olan telefonun soğuk ekranına bakarken buluyorum kendimi. Zaman herkes için akıp gidiyor gibi görünse de benim saatim, o son veda gününde, o yağmurun altında takılı kaldı. Masanın üzerinde duran eski bir fotoğraf karesi var; ne zaman baksam beni o maziye, en savunmasız anıma fırlatan acımasız bir kapı gibi. Onun o derine işleyen, içimi ısıtan gülüşü şimdi sadece bu şarkının kelimelerinde ve zelimin kuytu köşelerinde yankılanıyor. Etrafımdaki herkese "Unuttum, geçti artık" diyorum, yalan söylüyorum. Aslında ne kadar derinde kaybolduğumu, içimin hâlâ onunla dolu olduğunu bir ben biliyorum. Modern zamanın en ağır yükü de bu dijital yalnızlıklar galiba. Telefona gidip gelen parmaklar, yazıp yazıp sildiğim o son mesajlar... "Belki görür, belki hisseder" diyerek umutsuzca paylaştığım o story’ler... Herkesin çoktan kendi yoluna gittiği, hayatına kaldığı yerden "tam" bir şekilde devam ettiği bu dünyada; geçmişin hayaletleriyle bu masada tek başına oturup "yarım kalmak" ne demek, ben bu şarkıyı işte tam o boşluktan yazıp söyledim. Gecenin içinde bir şarkı çalıyor, her bir sözü benim yaralarımı biraz daha kanatıyor. Çünkü çok iyi anladım ki; unutmak sadece dilde bir avunuş, aşk dediğin şey ise hep biraz yarım kalan... Ben hâlâ bıraktığın o aynı yerde, aynı yarım kalmışlıkla bekliyorum. Sahi... Sen gittikten sonra sahiden "tamam" olabildin mi?