(15) 13.Söz/2, Sh 32 | Kur’ân’ın her âyeti, i‘câz ve hidayet nûrunu yayar, küfür ve gafleti dağıtır

Kur’ân’ın her bir âyeti, birer necm-i sâkıb gibi, i‘câz ve hidayet nûrunu neşir ile küfür ve gaflet zulümâtını nasıl dağıttığını görmek ve zevk etmek istersen, kendini o asr-ı câhiliyette ve o sahrâ-yı bedeviyette farz et ki, her şey zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cümûd ve tabiata sarılmış olduğu bir anda, birden, Kur’ân’ın lisân-ı ulviyesinden يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ gibi âyetleri işit, bak. O ölmüş veya yatmış mevcûdât-ı âlem يُسَبِّحُ sadâsıyla işitenlerin zihninde nasıl diriliyorlar, hüşyâr oluyorlar, kıyâm edip zikrediyorlar. Hem o karanlık gökyüzünde birer câmid ateşpâre olan yıldızlar ve yerdeki perişan mahlûkāt, SAYFA 33 تُسَبِّحُ لَهُ السَّموَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ sayhasıyla, işitenlerin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnümâ, birer nûr-u hakîkat-edâ; ve arz bir kafa; berr ve bahir birer lisân; ve bütün hayvanât ve nebâtât birer kelime-i tesbîhfeşân sûretinde arz-ı dîdâr eder. Yoksa, bu zamandan tâ o zamana bakmakla, mezkûr zevkin dekāikini göremezsin. Evet, o zamandan beri nûrunu neşreden ve mürûr-u zaman ile ulûm-u müteârife hükmüne geçen ve sâir neyyirât-ı İslâmiye ile parlayan ve Kur’ân’ın güneşiyle gündüz rengini alan bir vaz‘iyet ile; yahud sathî ve basit bir perde-i ülfet ile baksan, elbette her bir âyetin ne kadar tatlı zemzeme-i i‘câz içinde, ne çeşit zulümâtı dağıttığını hakkıyla göremezsin ve birçok envâ‘-ı i‘câzı içinde bu nev‘-i i‘câzını zevk edemezsin. Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın en yüksek bir derece-i i‘câzına bakmak istersen, şu temsîl dürbünüyle, bak. Şöyle ki: Gayet yüksek ve garib, gayetle yayılmış acîb bir ağaç farz edelim ki, o ağaç, geniş bir perde-i gayb altında, bir tabaka-i mestûriyet içinde saklanmış. Ma‘lûmdur ki, bir ağacın, insanın a‘zâları gibi onun dalları, meyveleri, yaprakları, çiçekleri gibi bütün uzuvları arasında bir münâsebet, bir tenâsüb, bir muvâzenet lâzımdır. Her bir cüz’ü, o ağacın mâhiyetine göre bir şekil alır, bir sûret verilir. İşte, hiç görünmeyen (ve hâlen görünmüyor) o ağaca dâir biri çıksa, perde üstünde onun her bir a‘zâsına mukābil bir resim çekse, birer hudud çizse; daldan meyveye, meyveden yaprağa, bir tenâsüble, bir sûret tersîm etse ve birbirinden nihâyet uzak mebde’ ve müntehâsının ortasında uzuvlarının aynı şekil ve sûretini gösterecek muvâfık tersîmâtla doldursa, elbette şübhe kalmaz ki, o ressam, o gaybî ağacı, gayb-âşinâ nazarıyla görür. İhâta eder, sonra tasvîr eder. Aynen onun gibi, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın dahi hakîkat-i mümkinâta dâir ki o hakîkat, dünyanın ibtidâsından tut, tâ âhiretin en nihâyetine kadar uzanmış ve ferşten arşa ve zerreden şemse kadar yayılmış olan şecere-i hilkatin hakîkatine dâir beyânât-ı Furkāniyesi, o kadar tenâsübü muhâfaza etmiş ve her bir uzva ve meyveye lâyık birer sûret vermiştir ki, bütünmuhakkikler, nihâyet-i tahkîkinde, Kur’ân’ın tasvîrine “Mâşâllâh, Bârekellâh” deyip, “Tılsım-ı kâinâtı ve muammâ-yı hilkati keşf ve fetheden yalnız sensin, ey Kur’ân-ı Hakîm!” demişler. SAYFA 34 وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى Temsîlde kusur yok, esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi, şuûn ve ef‘âl-i Rabbâniyeyi bir şecere-i tûbâ-yı nûr hükmünde temsîl edelim ki; o şecere-i nûrâniyenin dâire-i azameti, ezelden ebede uzanıp gidiyor, hudûd-u kibriyâsı gayr-i mütenâhî fezâ-yı ıtlâkda yayılıp ihâta ediyor, hudûd-u icrââtı يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ ٭ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى ٭ هُوَ الَّذ۪ى يُصَوِّرُكُمْ فِى الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُ hududundan tut, tâ وَالسَّموَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ ٭ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ى سِتَّةِ اَيَّامٍ ٭ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ hududuna kadar intişâr etmiş o hakîkat-i nûrâniyeyi; bütün dal ve budaklarıyla, gāyât ve meyveleriyle o kadar tenâsüble ve birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek bir sûrette o hakāik-i esmâ ve sıfâtı ve şuûn ve ef‘âli beyân etmiştir ki, bütün ehl-i keşif ve hakîkat ve dâire-i melekûtte cevelân eden bütün ashâb-ı irfân ve hikmet, o beyânât-ı Furkāniyeye karşı “Sübhânallâh” deyip, “Ne kadar doğru, ne kadar mutâbık, ne kadar güzel, ne kadar lâyık!” diyerek, tasdîk ediyorlar. Meselâ, bütün dâire-i imkân ve dâire-i vücûba bakan, hem o iki şecere-i azîmenin bir tek dalı hükmünde olan îmânın erkân-ı sittesi ve o erkânın bütün dal ve budakları, tâ en ince meyve ve çiçekleri aralarında o kadar bir tenâsüb gözetilerek tasvîr eder ve o derece bir muvâzenet sûretinde ta‘rîf eder ve o mertebe bir tenâsüb tarzında izhâr eder ki, akl-ı beşer idrâkinden âciz ve hüsnüne hayran kalır. Ve o îmân dalının bir budağı hükmünde olan İslâmiyet’in erkân-ı hamsesi aralarında ve o erkânın tâ en ince teferruâtı ve en küçük âdâbı ve en uzak gāyâtı ve en derin hikemiyâtı ve en cüz’î semerâtına varıncaya kadar aralarında hüsn-ü tenâsüb ve kemâl-i münâsebet ve tam bir muvâzenet muhâfaza edildiğine deli

(16) 14.Söz/1, Sh 35 | Teslimiyeti sarsılanları Kur'an ve hadisin hakikatlerine çıkaran beş mesele
▶︎

(16) 14.Söz/1, Sh 35 | Teslimiyeti sarsılanları Kur'an ve hadisin hakikatlerine çıkaran beş mesele

(149) 29.Lem’a-i Arabiye/2, Sh 325 | 1.Bab | Sübhanallah hakkındadır | Üç Fasıldır | Birinci Fasıl
▶︎

(149) 29.Lem’a-i Arabiye/2, Sh 325 | 1.Bab | Sübhanallah hakkındadır | Üç Fasıldır | Birinci Fasıl

AHİRETİN İSBATI / 10.Söz, Zeylin ikinci parçası | Erdal Döner
▶︎

AHİRETİN İSBATI / 10.Söz, Zeylin ikinci parçası | Erdal Döner

The Miraculous Eloquence of the Quran | Presented by Mustafa Baltacıoğlu
▶︎

The Miraculous Eloquence of the Quran | Presented by Mustafa Baltacıoğlu

13.söz  Kur'anın şifa ve rahmet olması   Murat dursun
▶︎

13.söz Kur'anın şifa ve rahmet olması Murat dursun

MPL TV Canlı Yayını
▶︎

MPL TV Canlı Yayını

9 Temmuz 13. Sözün 2. Makamı
▶︎

9 Temmuz 13. Sözün 2. Makamı

(130) 31.Söz/7, Sh 252 | Sual? Birkaç dakikada binler sene mesâfeyi kat‘ etmek aklen muhâldir.
▶︎

(130) 31.Söz/7, Sh 252 | Sual? Birkaç dakikada binler sene mesâfeyi kat‘ etmek aklen muhâldir.

Cennet Bahsi - Risale-i Nur Sohbetleri - 02.12.2024
▶︎

Cennet Bahsi - Risale-i Nur Sohbetleri - 02.12.2024

(111) 29.Mektup 6.Kısım 2.Desise | Dessas zalimler korku damarı ile korkakları gemlendiriyorlar.
▶︎

(111) 29.Mektup 6.Kısım 2.Desise | Dessas zalimler korku damarı ile korkakları gemlendiriyorlar.

Risale-i Nur'u Okuma Ve Anlamada Muhteşem Bir Metod Bulduk ( MUTLAKA İZLEYİN ) - Onur Kaplan
▶︎

Risale-i Nur'u Okuma Ve Anlamada Muhteşem Bir Metod Bulduk ( MUTLAKA İZLEYİN ) - Onur Kaplan

10. Söz - Zeylin 3. Parçası - Seyit Nurfethi ERKAL
▶︎

10. Söz - Zeylin 3. Parçası - Seyit Nurfethi ERKAL

(140) 32.Söz/5, Sh 274 | Çiçekli bir ağacın lisan-ı haline dair Arabî bir fıkra ve 1.Mevkıf’ın zeyli
▶︎

(140) 32.Söz/5, Sh 274 | Çiçekli bir ağacın lisan-ı haline dair Arabî bir fıkra ve 1.Mevkıf’ın zeyli

Hüve Nüktesi
▶︎

Hüve Nüktesi

Mevlid-i Nebevî - Risale-i Nur Sohbetleri - 06.05.2022
▶︎

Mevlid-i Nebevî - Risale-i Nur Sohbetleri - 06.05.2022

(20) 14.Söz/5, Sh 41 | Zeyl | Zelzele münasebetiyle akla ve kalbe gelen meraklı suâllere cevaplar
▶︎

(20) 14.Söz/5, Sh 41 | Zeyl | Zelzele münasebetiyle akla ve kalbe gelen meraklı suâllere cevaplar

13.Söz müzakereli  Murat Dursun
▶︎

13.Söz müzakereli Murat Dursun

(14) 13.Söz/1, Sh 31 | Kur’ân ile felsefe ulumunun mahsul, ders ve derece-i ilimlerinin muvazenesi
▶︎

(14) 13.Söz/1, Sh 31 | Kur’ân ile felsefe ulumunun mahsul, ders ve derece-i ilimlerinin muvazenesi

13. Söz - 2. Makam (Kabre girmenin üç yolu) - Prof. Dr. Alaaddin BAŞAR
▶︎

13. Söz - 2. Makam (Kabre girmenin üç yolu) - Prof. Dr. Alaaddin BAŞAR

Risale Okuma Kılavuzu[Ders 55] On İkinci Söz 'İkinci Esas'ın müzakeresi
▶︎

Risale Okuma Kılavuzu[Ders 55] On İkinci Söz 'İkinci Esas'ın müzakeresi